İçeriğe geç
NevaTeach Ücretsiz başla

A1 · A2 · B1

Duygular & Kişilik İngilizcesi kelimeler ve örnek cümleler

Duygular & Kişilik ortamında en çok ihtiyaç duyacağın 55 kelime, seviyeye göre sıralı. Her kelimenin Türkçe anlamı, okunuşu ve gerçek bir örnek cümlesi var.

A1 · Başlangıç 21 kelime

happy /ˈhæpi/ HE-pi sıfat
mutlu
  • I am really happy to be here.Burada olduğum için çok mutluyum.
  • She looks very happy today.Bugün çok mutlu görünüyor.
sad /sæd/ sed sıfat
üzgün
  • She noticed something was wrong because he looked sad.Onu üzgün görünce bir şeylerin ters gittiğini fark etti.
  • She was sad about the news.Haberlere üzüldü.
angry /ˈæŋɡɹi/ ENG-gri sıfat
kızgın
  • He got angry about the delay.Gecikmeye kızdı.
  • She was angry with her brother.Kardeşine kızmıştı.
afraid /əˈfɹeɪd/ ı-FREYD sıfat
korkmuş; korkuyor
  • I am afraid we are fully booked.Korkarım ki tamamen doluyuz.
  • She is afraid of heights.Yükseklik korkusu var.
kind /kaɪnd/ kaynd sıfat
nazik; kibar
  • The staff here are very kind.Buradaki personel çok nazik.
  • She has a kind heart.Onun iyi bir kalbi var.
bored /bɔɹd/ bord sıfat
sıkılmış
  • The children got bored after an hour.Çocuklar bir saat sonra sıkıldı.
  • I am bored with this routine.Bu rutinden sıkıldım.
excited /ɪkˈsaɪtəd/ ik-SAY-tıd sıfat
heyecanlı
  • I am excited to see the old city.Şehrin tarihi bölgesini göreceğim için heyecanlıyım.
  • She looks very excited about the news.Habere çok heyecanlanmış görünüyor.
like /laɪk/ layk fiil
sevmek; hoşlanmak
  • I like walking in the evening.Akşamları yürümeyi severim.
  • She likes reading more than watching TV.O TV izlemekten çok okumayı seviyor.
feel /fil/ fil fiil felt / felt
hissetmek
  • I felt much better after some rest.Biraz dinlendikten sonra çok daha iyi hissettim.
  • She feels happy when she is around friends.Arkadaşlarının yanındayken mutlu hissediyor.
thirsty /ˈθɝsti/ THIRS-ti sıfat
susamış
  • I got very thirsty after the exercise.Egzersizden sonra çok susadım.
  • The children were thirsty and hot.Çocuklar susamıştı ve sıcaktan bunalmıştı.
fine /faɪn/ fayn sıfat
iyi; sağlıklı
  • How are you feeling? I am fine, thanks.Nasılsın? İyiyim, teşekkür ederim.
  • Everything is fine with the new apartment.Yeni daireyle ilgili her şey yolunda.
great /ɡɹeɪt/ greyt sıfat
harika; çok iyi
  • She had a great time at the party.Partide çok iyi vakit geçirdi.
  • That was a great meal.Bu harika bir yemekti.
terrible /ˈtɛɹəbəl/ TE-rı-bıl sıfat
korkunç; berbat
  • He told me how terrible his day was.Gününün ne kadar berbat olduğunu bana söyledi.
  • The weather was terrible all week.Hava bütün hafta berbattı.
funny /ˈfʌni/ FA-ni sıfat
eğlenceli; komik
  • He told a funny joke at dinner.Akşam yemeğinde komik bir fıkra anlattı.
  • The comedian was very funny.Komedyen çok komikti.
friendly /ˈfɹɛndli/ FREND-li sıfat
arkadaş canlısı
  • Everyone here is very friendly and helpful.Buradaki herkes çok misafirperver ve yardımcı.
  • She has a friendly smile.Onun dostça bir gülüşü var.
quiet /ˈkwaɪət/ KWAY-ıt sıfat
sakin; sessiz
  • We need a quiet place to study.Ders için sessiz bir yer lazım.
  • The library is very quiet and peaceful.Kütüphane çok sessiz ve huzurludur.
love /lʌv/ LAV fiil
sevmek; aşk
  • I love ice cream.Dondurma seviyorum.
  • My mom loves coffee.Annem kahveyi seviyor.
wonderful /ˈwʌndərfl/ WUN-dır-fıl sıfat
harika; muhteşem
hope /hoʊp/ HOP isim
umut; ummak
  • I hope you feel better soon.Umarım çabuk iyileşirsin.
  • We hope to travel to Turkey next summer.Gelecek yaz Türkiye'ye seyahat etmeyi umuyoruz.
amazing /əˈmeɪzɪŋ/ ı-MEY-zıŋ sıfat
şaşırtıcı; harika
boring /ˈbɔːrɪŋ/ BOR-ıŋ sıfat
sıkıcı

A2 · Temel 8 kelime

worried /ˈwɝid/ WIR-id sıfat
endişeli
  • I was worried about my luggage.Bagajım için endişelendim.
  • She looks worried and tired.Endişeli ve yorgun görünüyor.
surprised /sɚˈpɹaɪzd/ sır-PRAYZD sıfat
şaşkın; sürprize uğramış
  • I was very surprised to see you here.Seni burada görünce çok şaşırdım.
  • She looks surprised and confused.Şaşkın ve kafası karışık görünüyor.
polite /pəˈlaɪt/ pı-LAYT sıfat
kibar
  • The staff were very polite.Personel çok kibardı.
  • It is polite to say thank you.Teşekkür etmek kibarlıktır.
nervous /ˈnɝvəs/ NIR-vıs sıfat
gergin; sinirli
  • I was nervous during the interview.Mülakat sırasında gergindim.
  • She doesn't seem nervous at all.Hiç gergin görünmüyor.
rude /ɹud/ rud sıfat
kaba; saygısız
  • I thought the waiter was rude.Garsonu kaba buldum.
  • He was not rude, just direct.Kaba değildi, sadece açık sözlüydü.
look forward to /lʊk ˈfɔɹwɚd tu/ luk FOR-wırd tu kalıp
dört gözle beklemek
  • I look forward to hearing from you.Senden haber almayı dört gözle bekliyorum.
  • We are looking forward to the concert.Konseri dört gözle bekliyoruz.
alone /əˈloʊn/ ı-LOWN sıfat
yalnız; tek başına
  • I like to walk alone in the park.Parkta yalnız yürümeyi severim.
  • She lives alone in a small house.O küçük bir evde tek başına yaşıyor.
thought /θɔːt/ thɔt isim
düşünce; fikir
  • I had a good thought this morning.Bu sabah iyi bir fikir aklıma geldi.
  • She did not like my thought about the trip.Gezi hakkındaki fikrimi beğenmedi.

B1 · Orta 26 kelime

glad /ɡlæd/ gled sıfat
mutlu; sevindim
  • I am glad the meeting went well.Toplantının iyi geçmesinden memnunum.
  • She seems very glad about the news.Habere çok sevinmiş gibi görünüyor.
sleepy /ˈslipi/ SLI-pi sıfat
uykulu
  • I feel sleepy after lunch.Öğle yemeğinden sonra uykum geliyor.
  • She looks sleepy and tired.Uykulu ve yorgun görünüyor.
disappointed /ˌdɪsəˈpɔɪntɪd/ di-sı-POYN-tid sıfat
hayal kırıklığına uğramış
  • I was disappointed to hear that.Bunu duymak beni hayal kırıklığına uğrattı.
  • He seemed very disappointed about the delay.Gecikmeden çok hayal kırıklığına uğramış görünüyordu.
annoyed /əˈnɔɪd/ ı-NOYD sıfat
sinirli; bıkkın
  • I got annoyed by the constant noise.Sürekli gürültüden bıkkın hale geldim.
  • She seemed annoyed by the interruption.Sözünün kesilmesinden rahatsız olmuş görünüyordu.
shy /ʃaɪ/ şay sıfat
utangaç
  • I am a little shy with new people.Yeni insanlara karşı biraz utangacım.
  • My daughter is very shy at school.Kızım okulda çok utangaç.
stressed /stɹɛst/ strest sıfat
stresli
  • I feel stressed before exams.Sınavlardan önce stresli hissediyorum.
  • She was stressed about the interview.Görüşme için stresliydi.
lonely /ˈloʊnli/ LOUN-li sıfat
yalnız; ıssız
  • I felt lonely on my first day.İlk günümde kendimi yalnız hissettim.
  • Don't feel lonely; we're here for you.Kendini yalnız hissetme; biz senin yanındayız.
confident /ˈkɑnfədənt/ KAN-fı-dınt sıfat
özgüvenli
  • I am confident I can pass the test.Sınavı geçebileceğimden eminim.
  • She was not confident about the interview.Mülakat konusunda kendine güvenmiyordu.
calm /kɑm/ kam sıfat
sakin; huzurlu
  • Try to stay calm.Sakin kalmaya çalış.
  • The sea is very calm today.Deniz bugün çok sakin.
honest /ˈɑnəst/ A-nıst sıfat
dürüst
  • He is a very honest man.Çok dürüst bir adam.
  • To be honest, I did not like it.Dürüst olmak gerekirse beğenmedim.
generous /ˈdʒɛnɚəs/ CE-nır-ıs sıfat
cömert
  • He is very generous with his friends.Arkadaşlarına karşı çok cömert.
  • The portions here are generous.Buradaki porsiyonlar bol.
selfish /ˈsɛlfɪʃ/ SEL-fiş sıfat
bencil
  • He is selfish about small things.Küçük şeylerde bencil.
  • It was selfish not to help.Yardım etmemek bencillikti.
relieved /ɹɪˈlivd/ ri-LIVD sıfat
rahatlamış
  • I feel so relieved now.Şimdi içim çok rahat.
  • He looked relieved when he heard it.Bunu duyunca rahatladığı görülüyordu.
embarrassed /ɪmˈbɛɹəst/ im-BE-rıst sıfat
utanmış; mahcup
  • I felt embarrassed at the party.Partide kendimi mahcup hissettim.
  • He got embarrassed when everyone laughed.Herkes gülünce mahcup oldu.
frustrated /ˈfɹʌsˌtɹeɪtəd/ FRAS-trey-tıd sıfat
bezdirmiş; sinirlenmiş
  • I feel frustrated with this situation.Bu durum beni bunaltıyor.
  • He looked frustrated after the meeting.Toplantıdan sonra bunalmış görünüyordu.
overwhelmed /ˌoʊvɚˈwɛlmd/ ou-vır-WELMD sıfat
bunalmış; ezilmiş
  • I feel overwhelmed by all these options.Bütün bu seçenekler beni bunaltıyor.
  • He was overwhelmed after hearing the news.Haberi duyduktan sonra bunalmıştı.
grateful /ˈɡɹeɪtfəl/ GREYT-fıl sıfat
minnettar; şükreden
  • I am deeply grateful for everything.Her şey için çok minnettarım.
  • He was grateful when she helped.O yardım edince minnettar oldu.
jealous /ˈdʒɛləs/ CE-lıs sıfat
kıskanç; imrenmiş
  • I felt jealous when I heard about it.Bunu duyunca kıskandım.
  • He was jealous of her promotion.Onun terfi almasını kıskandı.
guilty /ˈɡɪlti/ GIL-ti sıfat
suçlu hissetmek; vicdanen rahatsız
  • I feel guilty for being late.Geç kaldığım için suçlu hissediyorum.
  • He looked guilty when confronted.Yaptığıyla yüzleştirilince suçlu görünüyordu.
proud /pɹaʊd/ praud sıfat
gururlu; önemser
  • I am proud to be here.Burada olmaktan gurur duyuyorum.
  • He was proud when he saw the results.Sonuçları görünce gurur duydu.
awkward /ˈɑkwɚd/ A-kwırd sıfat
garip; can sıkıcı; hantal
  • The situation was very awkward.Durum insanı çok rahatsız ediyordu.
  • There was an awkward moment during the meeting.Toplantıda herkesin rahatsız hissettiği bir an yaşandı.
cheer up /tʃɪɹ ʌp/ çir ap kalıp
moral vermek; başını kaldırmak
  • I need to cheer up after that.Bundan sonra moralimi toparlamam gerekiyor.
  • She tried to cheer him up with music.Müzikle onu neşelendirmeye çalıştı.
regret /ɹəˈɡɹɛt/ rı-GRET fiil
pişman olmak; üzülmek
  • I deeply regret that choice.O seçimden çok pişmanım.
  • He regretted not going to the event.Etkinliğe gitmemekten pişmandı.
ashamed /əˈʃeɪmd/ ı-ŞEYMD sıfat
utanmış; ayıplı hissetmek
  • I felt ashamed and apologized.Utandım ve özür diledim.
  • She was ashamed of her family background.Ailesinin geçmişinden utanıyordu.
emotional /ɪˈmoʊʃənəl/ i-MOU-şı-nıl sıfat
duygusal; duyguların etkisindeki
  • Books can be very emotional for readers.Kitaplar okuyucular için çok duygusal olabilir.
  • She gave an emotional speech about her journey.Yolculuğu hakkında duygusal bir konuşma yaptı.
frown /fɹaʊnd/ fraund fiil frowned / frowned
kaşlarını çatmak
  • The boss frowned when he saw the report.Patron raporu gördüğünde kaşlarını çattı.
  • She frowned because the coffee was too cold.Kahve çok soğuk olduğu için kaşlarını çattı.