İçeriğe geç
NevaTeach Ücretsiz başla

A1 · A2 · B1

Ulaşım İngilizcesi kelimeler ve örnek cümleler

Ulaşım ortamında en çok ihtiyaç duyacağın 56 kelime, seviyeye göre sıralı. Her kelimenin Türkçe anlamı, okunuşu ve gerçek bir örnek cümlesi var.

A1 · Başlangıç 28 kelime

bus /bʌs/ bas isim
otobüs
  • The last bus leaves at midnight.Son otobüs gece yarısı kalkıyor.
  • I take the bus to work every morning.Her sabah işe otobüsle giderim.
train /tɹeɪn/ treyn isim
tren
  • I missed the train by two minutes.Treni iki dakikayla kaçırdım.
  • We took the train to the coast.Kıyıya tren ile gittik.
taxi /ˈtæksi/ TEK-si isim
taksi
  • The taxi is waiting outside.Taksi dışarıda bekliyor.
  • I called a taxi to the hotel.Otele taksi çağırdım.
stop /stɑp/ stap isim
durak; durmak
  • We get off at the next stop.Bir sonraki durakta iniyoruz.
  • The bus makes a stop every ten minutes.Otobüs on dakikada bir durur.
station /ˈsteɪʃən/ STEY-şın isim
istasyon; gar
  • The station is ten minutes on foot.İstasyon yürüyerek on dakika.
  • I always wait at the station cafe.Her zaman istasyonun kafesinde beklerim.
get off /ɡɛt ɔf/ get of kalıp
inmek (araçtan)
  • You get off two stops after the bridge.Köprüden iki durak sonra iniyorsun.
  • We got off at the wrong stop.Yanlış durakta indik.
get on /ɡɛt ɑn/ get an kalıp
binmek (araca)
  • We got on the wrong bus.Yanlış otobüse bindik.
  • I get on the train at seven every morning.Her sabah yedide trene binerim.
driver /ˈdɹaɪvɚ/ DRAY-vır isim
şoför; sürücü
  • The driver did not speak English.Şoför İngilizce bilmiyordu.
  • Our driver was very friendly and helpful.Şoförümüz çok cana yakın ve yardımseverdi.
late /leɪt/ leyt sıfat
geç
  • I am sorry, I am ten minutes late.Kusura bakma, on dakika geciktim.
  • The train was fifteen minutes late.Tren on beş dakika gecikti.
change /tʃeɪndʒ/ çeync fiil
aktarma yapmak; değiştirmek
  • You change at the central station.Merkez istasyonda aktarma yapıyorsun.
  • I changed buses three times today.Bugün üç kez otobüs değiştirdim.
traffic /ˈtɹæfɪk/ TRE-fik isim
trafik
  • We were stuck in traffic for an hour.Bir saat trafikte kaldık.
  • Rush hour traffic is terrible in the city.Şehirde yoğun saatteki trafik korkunç.
walk /wɔk/ wok fiil
yürümek; yürüyüş
  • It is a ten-minute walk to the beach.Plaj yürüyerek on dakika uzaklıkta.
  • We walked through the entire city.Bütün şehri yürüyerek gezdik.
far /fɑɹ/ far sıfat
uzak
  • The hotel is not far from the station.Otel istasyondan uzak değil.
  • The village is too far to walk.Köy yürüyerek gitmek için çok uzak.
ride /ɹaɪd/ rayd fiil rode / ridden
binmek; yolculuk
  • I ride my bike to work every day.Her gün işe bisikletle giderim.
  • We got a ride from our friend.Arkadaşımız bizi arabasıyla götürdü.
journey /ˈdʒɝni/ CIR-ni isim
yolculuk; seyahat
  • The journey took six hours.Yolculuk altı saat sürdü.
  • Our journey was interrupted by the weather.Yolculuğumuz hava yüzünden kesintiye uğradı.
bicycle /ˈbaɪsɪkəl/ BAY-si-kıl isim
bisiklet
  • I go to work by bicycle.İşe bisikletle giderim.
  • My bicycle is in the garage.Bisikletim garajda.
return ticket /ɹɪˈtɝn ˈtɪkət/ ri-TIRN TI-kıt kalıp
gidiş-dönüş bilet
  • A return ticket saves you money.Gidiş-dönüş bilet tasarruf etmeni sağlar.
  • I bought a return ticket for the weekend.Hafta sonu için gidiş-dönüş bilet aldım.
miss /mɪs/ mis fiil
kaçırmak
  • We missed the last bus home.Eve giden son otobüsü kaçırdık.
  • I almost missed my flight.Az daha uçağımı kaçırıyordum.
travel card /ˈtɹævəl kɑɹd/ TRE-vıl kard kalıp
yol kartı
  • I use a travel card for all my journeys.Tüm yolculuklarımda ulaşım kartı kullanıyorum.
  • The travel card saved me money.Ulaşım kartıyla tasarruf ettim.
ticket machine /ˈtɪkət məˈʃin/ TI-kıt mı-ŞIN kalıp
bilet makinesi
  • The ticket machine is broken again.Bilet makinesi yine bozuk.
  • I bought a ticket from the machine.Makineden bilet satın aldım.
get stuck /ɡɛt stʌk/ get stak kalıp
takılmak; kalakalmak
  • We got stuck on the train for hours.Trende saatlerce mahsur kaldık.
  • Traffic got stuck because of an accident.Kaza nedeniyle trafik tıkandı.
waiting room /ˈweɪtɪŋ ɹum/ WEY-ting rum kalıp
bekleme salonı
  • The waiting room has comfortable seating.Bekleme salonunda rahat koltuklar var.
  • I waited in the waiting room for two hours.Bekleme salonunda iki saat bekledim.
go /ɡoʊ/ GOU fiil went / gone
gitmek
  • I go to bed at ten o'clock.Saat onda yatağa giderim.
  • My brother goes to the gym three times a week.Kardeşim haftada üç kez spor salonuna gider.
leave /liːv/ LIV fiil left / left
ayrılmak; bırakmak
arrive /əˈraɪv/ ı-RAIV fiil
varmak; gelmek
  • I arrive at the office at nine.Ofise saat dokuzda varıyorum.
  • The train arrives in five minutes.Tren beş dakika içinde geliyor.
slow /sloʊ/ SLOW sıfat
yavaş
carry /ˈkæri/ KA-ri fiil
taşımak; getirmek
fast /fæst/ FAST sıfat
hızlı; çabuk

A2 · Temel 14 kelime

platform /ˈplætˌfɔɹm/ PLET-form isim
peron
  • Go to platform four for the airport.Havaalanı için dört numaralı perona git.
  • The platform was wet from the rain.Peron yağmurdan ıslaktı.
passenger /ˈpæsəndʒɚ/ PE-sın-cır isim
yolcu
  • The passengers were all quiet during the ride.Yolculuk sırasında tüm yolcular sessizdi.
  • The plane carried two hundred passengers.Uçak iki yüz yolcu taşıdı.
engine /ˈɛndʒən/ EN-cın isim
motor
  • The car engine needs repair.Arabanın motorunun tamir edilmesi gerekiyor.
  • The truck has a very loud engine.Kamyonun motoru çok gürültülü.
track /tɹæk/ trek isim
ray; iz (tren)
  • The train left the track in the accident.Tren kazada raydan çıktı.
  • The tracks are wet after the rain.Raylar yağmurdan sonra ıslak.
vehicle /ˈvihɪkəl/ VI-hi-kıl isim
araç; taşıt
  • There was a broken vehicle on the road.Yolda bozuk bir araç vardı.
  • The vehicle was stuck in traffic.Araç trafikte kalmış.
single ticket /ˈsɪŋɡəl ˈtɪkət/ SING-gıl TI-kıt kalıp
tek yön bilet
  • I bought a single ticket to the centre.Merkeze tek yön bilet aldım.
  • The single ticket costs ten euros.Tek yön bilet on euro tutuyor.
underground /ˈʌndɚˌɡɹaʊnd/ AN-dır-graund isim
metro
  • I take the underground to work.İşe metroyla giderim.
  • The underground is much faster than driving in traffic.Metro, trafikte arabayla gitmekten çok daha hızlı.
direct /dɚˈɛkt/ dır-EKT sıfat
aktarmasız; doğrudan
  • There is no direct bus from here.Buradan aktarmasız otobüs yok.
  • I prefer direct flights even if they are expensive.Pahalı bile olsa aktarmasız uçuşları tercih ederim.
seat belt /sit bɛlt/ sit belt kalıp
emniyet kemeri
  • Please fasten your seat belt.Lütfen emniyet kemerinizi bağlayın.
  • I always fasten my seat belt before the car moves.Araba hareket etmeden önce her zaman emniyet kemerimi bağlarım.
top up /tɑp ʌp/ tap ap kalıp
bakiye yüklemek
  • I need to top up my card before traveling.Yola çıkmadan önce kartıma bakiye yüklemem gerekiyor.
  • I topped up my card at the station.İstasyonda kartıma bakiye yükledim.
hold on /hoʊld ɑn/ hould an kalıp
tutunmak (araçta)
  • Hold on, the bus is moving fast!Tutun, otobüs hızlı gidiyor!
  • Hold on tight; there's a sharp turn ahead.Sıkı tutun; ileride keskin bir viraj var.
alternative /ɔlˈtɝnətɪv/ ol-TIR-nı-tiv isim
alternatif; başka seçenek
  • We have an alternative if the main road is closed.Ana yol kapalıysa başka bir seçeneğimiz var.
  • The alternative route adds an extra hour to the trip.Alternatif rota yolculuğu bir saat daha uzatıyor.
abroad /əˈbrɔd/ ı-BROD zarf
yurt dışında; yurtdışı
  • My brother lives abroad now.Erkek kardeşim şimdi yurt dışında yaşıyor.
  • I want to work abroad next year.Gelecek yıl yurt dışında çalışmak istiyorum.
stuck /stʌk/ STUK sıfat
sıkışmış; kalmış; takılmış
  • We were stuck in a traffic jam for two hours.Trafikte iki saat sıkışıp kaldık.
  • The window is stuck and I cannot open it.Pencere sıkışmış; açamıyorum.

B1 · Orta 14 kelime

tram /tɹæm/ trem isim
tramvay
  • I take the tram to work every day.Her gün işe tramvayla giderim.
  • The tram was very crowded today.Tramvay bugün çok kalabalıktı.
ferry /ˈfɛɹi/ FE-ri isim
feribot; gemi
  • We took the ferry across the bay.Körfezi geçmek için feribota bindik.
  • The ferry was full of tourists.Feribot turistlerle doluydu.
conductor /kənˈdʌktɚ/ kın-DAK-tır isim
biletçi; kondüktör
  • The conductor checked my ticket at the door.Biletçi kapıda biletimi kontrol etti.
  • The train conductor announced the next stop.Tren kondüktörü bir sonraki durağı ilan etti.
motorbike /ˈmoʊtɚˌbaɪk/ MOU-tır-bayk isim
motosiklet
  • He arrived on a fast motorbike.Hızlı bir motosikletle geldi.
  • I rent a motorbike to explore the island.Adayı keşfetmek için motosiklet kiralarım.
timetable /ˈtaɪmˌteɪbəl/ TAYM-tey-bıl isim
sefer saatleri
  • The timetable changes at the weekend.Sefer saatleri hafta sonu değişiyor.
  • According to the timetable, the next bus is at three.Sefer saatlerine göre bir sonraki otobüs üçte.
fare /fɛɹ/ fer isim
ücret (yol)
  • The fare goes up after midnight.Ücret gece yarısından sonra artıyor.
  • The train fare is lower than the bus fare.Tren ücreti otobüs ücretinden daha düşük.
rush hour /ɹʌʃ ˈaʊɚ/ raş AU-ır kalıp
yoğun saat
  • Avoid the metro during rush hour.Yoğun saatte metrodan kaçının.
  • I try to avoid driving during rush hour.Yoğun saatte araba sürmekten kaçınmaya çalışırım.
commute /kəˈmjut/ kı-MYUT fiil
işe gidip gelmek
  • I commute by train every day.Her gün trenle işe gidip geliyorum.
  • My commute takes an hour each way.İşe gidişim de dönüşüm de birer saat sürüyor.
congestion /kənˈdʒɛstʃən/ kın-CES-çın isim
trafik sıkışıklığı; sıkışıklık
  • The congestion caused a two-hour delay on our trip.Trafik sıkışıklığı yolculuğumuzda iki saatlik gecikmeye neden oldu.
  • Congestion during the morning rush is absolutely terrible.Sabahın yoğun saatlerinde trafik sıkışıklığı gerçekten korkunç.
valid /ˈvælɪd/ VE-lid sıfat
geçerli; muteber
  • Your passport must be valid for at least six months.Pasaportunuz en az altı ay geçerli olmalıdır.
  • These tickets are valid only for domestic flights.Bu biletler yalnızca iç hat uçuşlarında geçerlidir.
accessibility /ˌæksɛsəˈbɪlɪti/ ek-se-sı-BI-li-ti isim
ulaşılabilirlik; erişilebilirlik
  • Public transportation should have better accessibility for all.Toplu taşımada herkes için erişilebilirlik artırılmalı.
  • The building was renovated to improve accessibility.Bina erişilebilirliği artırmak için yenilendi.
overnight /ˌoʊvɚˈnaɪt/ ou-vır-NAYT sıfat
gece boyunca; ertesi sabah
  • We took an overnight train to save money on hotels.Otel masrafından tasarruf etmek için gece trenine bindik.
  • The overnight bus arrives early in the morning.Gece otobüsü sabah erkenden varıyor.
smooth /smuð/ smuth sıfat
pürüzsüz; rahat; sorunsuz
  • The ride was very smooth until we hit traffic.Trafiğe takılana kadar yolculuk gayet rahat geçti.
  • We had a smooth arrival without any delays.Hiç gecikmeden, sorunsuz bir şekilde vardık.
rail /ɹeɪl/ reyl isim
korkuluk; tutamak
  • Hold the rail tightly so you don't fall down.Düşmemek için korkuluğu sıkıca tut.
  • The rail is wet; be careful when climbing.Korkuluk ıslak; çıkarken dikkat et.