A1 · Başlangıç 9 kelime
- doctor /ˈdɑktɚ/ DAK-tır isim
- doktor
- I have an appointment with the doctor at four.Doktorla saat dörtte randevum var.
- The doctor said I need to rest.Doktor dinlenmem gerektiğini söyledi.
- hospital /ˈhɑsˌpɪtəl/ HAS-pi-tıl isim
- hastane
- They took him to hospital last night.Onu dün gece hastaneye götürdüler.
- The hospital is very modern and clean.Hastane çok modern ve temiz.
- sick /sɪk/ sik sıfat
- hasta
- I was sick for three days last week.Geçen hafta üç gün hastaydım.
- The food made him feel sick.Yemek onun midesini bozmuştu.
- tired /ˈtaɪɚd/ TAY-ırd sıfat
- yorgun
- I am too tired to go out tonight.Bu gece dışarı çıkamayacak kadar yorgunum.
- I am tired from all the work.Bütün bu işler beni yordu.
- tooth /tuθ/ tuth isim
- diş
- I broke a tooth eating bread.Ekmek yerken bir dişimi kırdım.
- I have a cavity in this tooth.Bu dişimde çürük var.
- better /ˈbɛtɚ/ BE-tır sıfat
- daha iyi
- I feel much better after the medicine.İlaçtan sonra çok daha iyi hissediyorum.
- Things are getting better every day.Her gün işler daha iyi hale geliyor.
- get better /ɡɛt ˈbɛtɚ/ get BE-tır kalıp
- iyileşmek
- I got better after two days of rest.İki gün dinlendikten sonra iyileştim.
- She started to get better day by day.Günden güne iyileşmeye başladı.
- health /helθ/ helth isim
- sağlık
- My health is very important to me.Sağlığım benim için çok önemli.
- Good food helps your health.İyi beslenmek sağlığına iyi gelir.
- head /hɛd/ hed isim
- baş; kafa
- I have a hat on my head.Başımda bir şapka var.
- My head is very tired today.Bugün kafam çok yorgun.
A2 · Temel 17 kelime
- medicine /ˈmɛdəsən/ ME-dı-sın isim
- ilaç
- I take this medicine twice a day.Bu ilacı günde iki kez alıyorum.
- The medicine made me feel better.İlaç kendimi daha iyi hissetmemi sağladı.
- pain /peɪn/ peyn isim
- ağrı; acı
- I have a bad pain in my back.Sırtımda şiddetli bir ağrı var.
- The pain went away after the medicine.İlaçtan sonra ağrı geçti.
- hurt /hɝt/ hırt fiil hurt / hurt
- acımak; canı yanmak
- My leg hurts when I walk.Yürüyünce bacağım ağrıyor.
- My hands hurt from gardening.Bahçe işleri yüzünden ellerim ağrıyor.
- headache /ˈhɛˌdeɪk/ HE-deyk isim
- baş ağrısı
- I have had a headache since morning.Sabahtan beri başım ağrıyor.
- The headache is unbearable.Baş ağrısı dayanılmaz.
- dentist /ˈdɛntəst/ DEN-tıst isim
- diş hekimi
- I need to see a dentist urgently.Acilen diş hekimine görünmem gerekiyor.
- My dentist is very professional.Diş hekimim çok profesyonel.
- blood /blʌd/ blad isim
- kan
- My blood pressure is a bit high.Tansiyonum biraz yüksek.
- The blood test came back normal.Kan tahlili sonuçları normal çıktı.
- stomach ache /ˈstʌmək eɪk/ STA-mık eyk kalıp
- karın ağrısı
- I have a stomach ache and cannot eat.Karnım ağrıyor ve yemek yiyemiyorum.
- The stomach ache started after lunch.Karın ağrısı öğle yemeğinden sonra başladı.
- back pain /bæk peɪn/ bek peyn kalıp
- bel ağrısı
- My back pain is worse today.Bel ağrım bugün daha kötü.
- I have had back pain for years.Belim yıllardır ağrıyor.
- side effect /saɪd ɪˈfɛkt/ sayd i-FEKT kalıp
- yan etki
- The side effects went away after a day.Yan etkiler bir gün sonra geçti.
- Common side effects include drowsiness and dizziness.Yaygın yan etkiler uyuşukluk ve baş dönmesini içerir.
- injury /ˈɪndʒɚi/ IN-cır-i isim
- yaralanma; sakatlık
- The injury happened while playing football.Yaralanma futbol oynarken oldu.
- I got a serious injury last year.Geçen yıl ciddi bir yaralanma yaşadım.
- patient /ˈpeɪʃənt/ PEY-şınt isim
- hasta
- The patient recovered quickly.Hasta çabuk iyileşti.
- I was a patient at that hospital.O hastanenin hastasıydım.
- rest /rest/ rest fiil
- dinlenmek; istirahat
- stress /stres/ STRES isim
- stres; vurgu
- temperature /ˈtɛmp(ə)rətʃər/ TEM-pır-ı-çır isim
- sıcaklık; ısı
- The temperature is very high today.Bugün çok sıcak.
- I have a high temperature and feel sick.Ateşim var ve çok kötü hissediyorum.
- physical /ˈfɪzɪkəl/ FIZ-ı-kıl sıfat
- fiziksel; bedensel
- ankle /ˈæŋkəl/ ANG-kıl isim
- ayak bileği
- My ankle is very sore today.Bugün ayak bileğim çok ağrıyor.
- She sprained her ankle during the basketball match.O, basketbol maçı sırasında ayak bileğini burktu.
- affect /əˈfɛkt/ ı-FEKT fiil
- etkilemek; tesir etmek
- Eating too much sugar affects your body.Çok fazla şeker yemek vücudunu olumsuz etkiler.
- Too much sugar affects your teeth and health.Fazla şeker dişleri ve sağlığı etkiler.
B1 · Orta 36 kelime
- pharmacy /ˈfɑɹməsi/ FAR-mı-si isim
- eczane
- You can get it from any pharmacy.Bunu herhangi bir eczaneden alabilirsin.
- The pharmacy is across the street.Eczane caddenin karşısında.
- fever /ˈfivɚ/ FI-vır isim
- ateş (hastalık)
- His fever went down after the medicine.İlaçtan sonra ateşi düştü.
- She has a high fever today.Bugün yüksek ateşi var.
- appointment /əˈpɔɪntmənt/ ı-POYNT-mınt isim
- randevu
- I have to cancel my appointment.Randevumu iptal etmem gerekiyor.
- My appointment is next week.Randevum gelecek hafta.
- allergy /ˈælɚdʒi/ E-lır-ci isim
- alerji
- I have an allergy to nuts.Kuruyemişlere alerjim var.
- Allergies make life difficult for me.Alerjiler benim hayatımı zorlaştırıyor.
- prescription /pɹəsˈkɹɪpʃən/ prıs-KRIP-şın isim
- reçete
- The doctor gave me a prescription.Doktor bana reçete verdi.
- I need to pick up my prescription.Reçetemdeki ilaçları almam gerekiyor.
- painkiller /ˈpeɪnˌkɪlɚ/ PEYN-ki-lır isim
- ağrı kesici
- I took a painkiller an hour ago.Bir saat önce ağrı kesici aldım.
- The painkiller helped my headache.Ağrı kesici baş ağrımı azalttı.
- insurance /ˌɪnˈʃʊɹəns/ in-ŞU-rıns isim
- sigorta
- I have travel insurance for the trip.Gezi için seyahat sigortam var.
- My insurance doesn't cover dental work.Sigortam diş işlemini karşılamıyor.
- cough /kɑf/ kaf isim
- öksürük; öksürmek
- I have a cough and a sore throat.Öksürüğüm ve boğaz ağrım var.
- The cough keeps me awake at night.Öksürük geceleri beni uyutmuyor.
- sore throat /sɔɹ θɹoʊt/ sor throut kalıp
- boğaz ağrısı
- My sore throat started two days ago.Boğaz ağrım iki gün önce başladı.
- I have a sore throat and fever.Boğaz ağrım ve ateşim var.
- recover /ɹɪˈkʌvɚ/ ri-KA-vır fiil
- iyileşmek
- He recovered quickly after the operation.Ameliyattan sonra çabuk iyileşti.
- I recovered from my cold last week.Geçen hafta soğuk algınlığını atlattım.
- dizzy /ˈdɪzi/ DI-zi sıfat
- başı dönen
- I felt dizzy this morning.Bu sabah başım döndü.
- The dizzy feeling went away after rest.Baş dönmesi dinlendikten sonra geçti.
- nauseous /ˈnɔʃəs/ NO-şıs sıfat
- midesi bulanan
- I felt nauseous after the medicine.İlacı aldıktan sonra midem bulandı.
- I felt nauseous for hours.Saatlerce midem bulandı.
- bandage /ˈbændɪdʒ/ BEN-dic isim
- bandaj
- I need a clean bandage for my arm.Koluma temiz bir bandaj gerekiyor.
- The bandage stopped the bleeding quickly.Bandaj kanamayı hızla durdurdu.
- plaster /ˈplæstɚ/ PLES-tır isim
- yara bandı
- I put a plaster on my finger.Parmağıma yara bandı yapıştırdım.
- The plaster fell off in the water.Yara bandı suda çıktı.
- pill /pɪl/ pil isim
- hap; tablet
- The doctor gave me some pills.Doktor bana birkaç hap verdi.
- I take this pill twice a day.Bu hapı günde iki kez alıyorum.
- drops /dɹɑps/ draps isim
- damla (ilaç)
- Put two drops in each ear.Her kulağa ikişer damla damlatın.
- The ear drops relieved the pain immediately.Kulak damlası ağrıyı hemen hafifletti.
- chemist /ˈkɛmɪst/ KE-mist isim
- eczacı; eczane
- The chemist is closed on Sundays.Eczane pazarları kapalı.
- I asked the chemist for advice on vitamins.Eczacıdan vitaminler hakkında tavsiye istedim.
- symptom /ˈsɪmptəm/ SIMP-tım isim
- belirti; semptom
- The symptoms started three days ago.Belirtiler üç gün önce başladı.
- My symptom list includes fever and cough.Belirtilerim arasında ateş ve öksürük var.
- swollen /ˈswoʊlən/ SWOU-lın sıfat
- şişmiş; kabarmış
- My face is swollen from the injection.İğneden dolayı yüzüm şişmiş.
- His swollen knee prevented him from walking.Dizindeki şişlik yürümesini engelledi.
- scratch /skɹætʃ/ skreç isim
- çizik; çizmek
- I have a deep scratch on my leg.Bacağımda derin bir çizik var.
- Don't scratch the wound; it will heal faster.Yarayı kaşımayın; böylece daha hızlı iyileşir.
- healing /ˈhilɪŋ/ HI-ling isim
- iyileşme
- The wound is healing nicely.Yara gayet iyi iyileşiyor.
- Proper nutrition supports faster healing.Uygun beslenme daha hızlı iyileşmeyi destekliyor.
- treatment /ˈtɹitmənt/ TRIT-mınt isim
- tedavi
- The treatment lasted about two weeks.Tedavi yaklaşık iki hafta sürdü.
- She underwent intensive treatment at the clinic.Klinikte yoğun tedavi gördü.
- painful /ˈpeɪnfəl/ PEYN-fıl sıfat
- ağrılı; acı veren
- The injection was less painful than expected.İğne beklenenden az ağrılı idi.
- She suffered from a painful knee injury.Ağrılı bir diz yaralanması nedeniyle acı çekiyordu.
- sprain /spɹeɪn/ spreyn isim
- burnum (ayak; bilekle vb.)
- I got a bad sprain during the match.Maç sırasında ciddi bir burkulma yaşadım.
- The doctor said it's just a minor sprain.Doktor yalnızca hafif bir burkulma olduğunu söyledi.
- infection /ˌɪnˈfɛkʃən/ in-FEK-şın isim
- enfeksiyon
- He developed an infection after the operation.Ameliyatından sonra enfeksiyon gelişti.
- The infection cleared up with antibiotics.Enfeksiyon antibiyotiklerle geçti.
- check-up /tʃɛk ʌp/ çek ap isim
- muayene; kontrol
- I had my check-up last month.Muayenem geçen ay oldu.
- The doctor did a thorough check-up.Doktor dikkatli bir muayene yaptı.
- referral /ɹɪˈfɝəl/ ri-FIR-ıl isim
- doktor devri; yönlendirme
- My doctor wrote a referral to the hospital.Doktorum hastaneye sevk yazısı yazdı.
- I got a referral for an eye examination.Göz muayenesi için sevk aldım.
- pharmacist /ˈfɑɹməsɪst/ FAR-mı-sist isim
- eczacı
- The pharmacist gave me advice about the medication.Eczacı ilaç hakkında bana tavsiye verdi.
- I spoke to the pharmacist yesterday.Dün eczacı ile konuştum.
- dose /doʊs/ dous isim
- doz; alınan miktar (ilaç vb.)
- The dose is one tablet per day.Doz günde bir tablet.
- Take the dose with food please.Dozu lütfen yemekle alınız.
- recovery /ɹɪˈkʌvɹi/ ri-KAV-ri isim
- iyileşme; toparlanma
- Her recovery is progressing well.İyileşme süreci iyi gidiyor.
- The recovery took longer than planned.İyileşme planlanandan daha uzun sürdü.
- consultant /kənˈsʌltənt/ kın-SAL-tınt isim
- uzman (doktor)
- I saw the consultant last Friday.Uzmanı geçen cuma gördüm.
- The consultant asked many questions.Uzman çok soru sordu.
- treat /tɹit/ trit fiil
- tedavi etmek
- The doctor treated my broken arm.Doktor kırık kolumu tedavi etti.
- We treat all cases with medication first.Bütün vakaları önce ilaçla tedavi ederiz.
- heal /hiːl/ hîl fiil
- iyileşmek; iyileştirmek
- The doctor said my ankle will heal in three weeks.Doktor, ayak bileğimin üç haftada iyileşeceğini söyledi.
- Don't touch the wound so it can heal.Yaraya dokunma ki iyileşsin.
- worsen /ˈwɝsənd/ WIR-sınd fiil worsened / worsened
- kötüleşmek; ağırlaşmak
- My headache worsened after I drank coffee.Kahve içtikten sonra başım daha çok ağrıdı.
- Her anxiety worsened during the exam week.Sınav haftası boyunca endişesi arttı.
- wound /waʊnd/ waund isim
- yara
- The doctor looked at my wound carefully.Doktor yaramı dikkatle inceledi.
- I put antiseptic on the wound before going to bed.Yatmadan önce yaraya antiseptik sürdüm.
- pregnancy /ˈpɹɛɡnənsi/ PREG-nın-si isim
- hamilelik
- She announced her pregnancy at work yesterday.Dün işte hamileliğini duyurdu.
- My sister's pregnancy was really difficult.Kız kardeşimin hamileliği çok zor geçti.