A1 · Başlangıç 15 kelime
- room /ɹum/ rum isim
- oda
- Our room is on the third floor.Odamız üçüncü katta.
- The room is very comfortable.Oda çok rahat.
- key /ki/ ki isim
- anahtar
- I left my key inside the room.Anahtarımı odanın içinde bıraktım.
- The key does not fit in the lock.Anahtar kilide uymuyor.
- book /bʊk/ buk fiil
- rezervasyon yapmak; ayırtmak
- I booked the hotel online last week.Geçen hafta internetten otel rezervasyonu yaptım.
- It is best to book in advance.Önceden rezervasyon yaptırmak en iyisidir.
- night /naɪt/ nayt isim
- gece
- We are staying for three nights.Üç gece kalıyoruz.
- Last night was very cold.Geçen gece çok soğuktu.
- floor /flɔɹ/ flor isim
- kat; zemin
- The gym is on the ground floor.Spor salonu zemin katta.
- Do not drop things on the floor.Yere bir şey düşürmeyin.
- clean /klin/ klin sıfat
- temiz; temizlemek
- They clean the rooms every morning.Odaları her sabah temizliyorlar.
- This towel is not very clean.Bu havlu çok temiz değil.
- stay /steɪ/ stey fiil
- kalmak
- We stayed at this hotel last year.Geçen yıl bu otelde kaldık.
- I stay in this apartment.Bu dairede kalıyorum.
- check in /tʃɛk ɪn/ çek in kalıp
- giriş yapmak
- We checked in around midnight.Gece yarısı civarında giriş yaptık.
- Please check in at the desk.Lütfen giriş işleminizi bankoda yapın.
- check out /tʃɛk aʊt/ çek aut kalıp
- çıkış yapmak
- Checkout is at eleven o'clock.Çıkış saati on bir.
- We checked out of the hotel this morning.Bu sabah otelden çıkış yaptık.
- extra /ˈɛkstɹə/ EKS-trı sıfat
- ekstra; fazladan
- We paid extra for late checkout.Geç çıkış için fazladan ücret ödedik.
- The extra pillows arrived quickly.Ekstra yastıklar çabuk geldi.
- air conditioning /ɛɹ kənˈdɪʃənɪŋ/ er kın-DI-şı-ning kalıp
- klima
- The air conditioning is not working properly.Klima düzgün çalışmıyor.
- I turned off the air conditioning because it was too cold.Çok soğuk olduğundan klimayı kapattım.
- floor plan /flɔɹ plæn/ flor plen kalıp
- kat planı
- The floor plan is behind the door.Kat planı kapının arkasında.
- I studied the floor plan to find the gym.Spor salonunu bulmak için kat planını inceledim.
- wake-up call /weɪk ʌp kɔl/ weyk ap kol kalıp
- uyandırma servisi
- I asked for a wake-up call but nobody rang.Uyandırma servisi istedim ama kimse aramadı.
- The wake-up call came on time.Uyandırma için tam zamanında aradılar.
- late checkout /leɪt ˈtʃɛˌkaʊt/ leyt ÇE-kaut kalıp
- geç çıkış
- We requested late checkout for eleven o'clock.On bir için geç çıkış talep ettik.
- Late checkout costs extra but it's worth it.Geç çıkış ekstra ücretli ama buna değer.
- hotel /hoʊˈtel/ hou-TEL isim
- otel
A2 · Temel 20 kelime
- reception /ɹɪˈsɛpʃən/ ri-SEP-şın isim
- resepsiyon
- Please leave the key at reception.Lütfen anahtarı resepsiyona bırakın.
- Reception is located in the lobby.Resepsiyon lobide bulunuyor.
- towel /ˈtaʊəl/ TAU-ıl isim
- havlu
- There are no towels in the bathroom.Banyoda havlu yok.
- I wrapped myself in a towel.Kendimi bir havluya sardım.
- noisy /ˈnɔɪzi/ NOY-zi sıfat
- gürültülü
- Our room is too noisy to sleep.Odamız uyumak için çok gürültülü.
- The neighbors are very noisy.Komşular çok gürültülü.
- available /əˈveɪləbəl/ ı-VEY-lı-bıl sıfat
- müsait; mevcut
- No rooms are available this weekend.Bu hafta sonu boş oda yok.
- The hotel has available parking.Otelde müsait otopark var.
- lift /lɪft/ lift isim
- asansör
- The lift is out of order today.Asansör bugün bozuk.
- Please wait for the lift.Lütfen asansörü bekleyin.
- view /vju/ vyu isim
- manzara
- We paid extra for a better view.Daha iyi manzara için fazladan ödedik.
- The view from the balcony is breathtaking.Balkondan görünen manzara nefes kesici.
- complain /kəmˈpleɪn/ kım-PLEYN fiil
- şikayet etmek
- I complained about the dirty room.Kirli oda hakkında şikayette bulundum.
- We want to complain about the noise at night.Gece gürültüsü hakkında şikayet etmek istiyoruz.
- safe /seɪf/ seyf isim
- kasa
- I keep my passport in the safe.Pasaportumu kasada tutuyorum.
- The safe was too small for my jewelry.Kasa takılarım için çok küçüktü.
- included /ˌɪnˈkludəd/ in-KLU-dıd sıfat
- dahil
- Taxes are not included in this rate.Vergiler bu fiyata dahil değil.
- Everything is included in the package.Pakete her şey dahil.
- ground floor /ɡɹaʊnd flɔɹ/ graund flor kalıp
- zemin kat
- Our room is on the ground floor.Odamız zemin katta.
- The ground floor can get noisy at night.Zemin kat gece gürültülü olabilir.
- stay in touch /steɪ ɪn tʌtʃ/ stey in taç kalıp
- iletişimde kalmak
- We stayed in touch for years.Yıllarca iletişimde kaldık.
- I want to stay in touch with the hotel staff.Otel personeli ile iletişimde kalmak istiyorum.
- guest /ɡɛst/ gest isim
- misafir
- Guests can use the pool until ten.Misafirler havuzu ona kadar kullanabilir.
- We are guests at the Hilton.Hilton'da misafiriz.
- twin room /twɪn ɹum/ twin rum kalıp
- iki ayrı yataklı oda
- We requested a twin room but got a double.İki ayrı yataklı oda istedik ama çift kişilik tek yataklı oda verdiler.
- The twin room was smaller than expected.İki ayrı yataklı oda beklediğimden daha küçüktü.
- double room /ˈdʌbəl ɹum/ DA-bıl rum kalıp
- çift kişilik oda
- The double room costs more per night.Çift kişilik odanın gecelik ücreti daha yüksek.
- We booked a double room for our honeymoon.Balayımız için çift kişilik oda ayırdık.
- sea view /si vju/ si vyu kalıp
- deniz manzarası
- We paid extra for a sea view.Deniz manzarası için fazladan ödedik.
- The sea view from our room was beautiful.Odamızdan görünen deniz manzarası güzeldi.
- power cut /ˈpaʊɚ kʌt/ PAU-ır kat kalıp
- elektrik kesintisi
- We had a power cut this morning.Bu sabah elektrik kesintisi yaşadık.
- The power cut lasted for three hours.Elektrik kesintisi üç saat sürdü.
- room service /ɹum ˈsɝvəs/ rum SIR-vıs kalıp
- oda servisi
- I ordered breakfast through room service.Kahvaltıyı oda servisiyle sipariş ettim.
- Room service delivered my order in thirty minutes.Oda servisi siparişimi otuz dakikada teslim etti.
- repair /ɹɪˈpɛɹ/ ri-PER fiil
- tamir etmek; onarım
- We asked the staff to repair the broken TV.Kırık televizyonu tamir etmelerini istedik.
- They repaired the leaky tap immediately.Akan musluğu hemen tamir ettiler.
- refuse /ɹəˈfjuz/ rı-FYUZ fiil
- reddetmek
- They refused to give us a refund for the room.Odanın parasını bize iade etmeyi reddettiler.
- The manager refused to help us yesterday.Müdür dün bize yardımcı olmayı reddetti.
- sort out /sɔɹt aʊt/ sort aut kalıp
- halletmek; çözmek
- We sorted out the problem in ten minutes with reception.Sorunu resepsiyon ile on dakikada hallettik.
- The staff helped us sort out the room booking issue.Personel oda rezervasyonu sorununu çözmemize yardımcı oldu.
B1 · Orta 27 kelime
- luggage /ˈlʌɡədʒ/ LA-gıc isim
- bagaj; valiz
- My luggage is still in the car.Bagajım hâlâ arabada.
- I lost my luggage at the airport.Havaalanında bagajımı kaybettim.
- wifi /ˈwaɪˌfaɪ/ WAY-fay isim
- kablosuz internet
- The wifi does not work in my room.Odamda wifi çalışmıyor.
- The wifi is very slow today.Bugün wifi çok yavaş.
- blanket /ˈblæŋkət/ BLENG-kıt isim
- battaniye
- The blanket is too thin for winter.Battaniye kış için çok ince.
- I wrapped myself in the blanket.Kendimi battaniyeye sardım.
- pillow /ˈpɪloʊ/ PI-lou isim
- yastık
- My pillow is very uncomfortable.Yastığım hiç rahat değil.
- She rested her head on the pillow.Başını yastığa yasladı.
- reservation /ˌɹɛzɚˈveɪʃən/ re-zır-VEY-şın isim
- rezervasyon
- My reservation is under the name Deniz.Rezervasyonum Deniz adına.
- I made a reservation for two rooms.İki oda için rezervasyon yaptım.
- deposit /dəˈpɑzɪt/ dı-PA-zit isim
- depozito; kapora
- They returned my deposit at checkout.Çıkışta depozitomu iade ettiler.
- The deposit is fifty euros.Depozito elli euro.
- heating /ˈhitɪŋ/ HI-ting isim
- ısıtma; kalorifer
- There was no heating in the room.Odada ısıtma yoktu.
- I turned on the heating because it was cold.Soğuk olduğundan ısıtmayı açtım.
- laundry /ˈlɔndɹi/ LON-dri isim
- çamaşır yıkama; çamaşırhane
- I need to send some clothes to the laundry.Bazı kıyafetleri çamaşırhaneye göndermem gerekiyor.
- The hotel's laundry service is expensive.Otelin çamaşır servisi pahalı.
- iron /ˈaɪɚn/ AY-ırn fiil
- ümek; ütü yapmak
- I need my clothes ironed for the meeting.Toplantı için kıyafetlerim ütülenmiş olmalı.
- I ironed my dress for the evening.Akşam için elbisemi ütüledim.
- hairdryer /ˈhɛɹˌdɹaɪɚ/ HER-dray-ır isim
- saç kurutma makinesi
- The hairdryer is broken.Saç kurutma makinesi bozuk.
- I used the hairdryer before going out.Çıkmadan önce saç kurutma makinesini kullandım.
- adapter /əˈdæptɚ/ ı-DEP-tır isim
- adaptör; dönüştürücü
- I need an adapter for my phone charger.Telefon şarj cihazı için adaptör gerekiyor.
- The adapter worked perfectly with my device.Adaptör cihazımla mükemmel çalıştı.
- boiler /ˈbɔɪlɚ/ BOY-lır isim
- kazan; sıcak su sistemi
- The boiler broke down yesterday.Kazan dün arızalandı.
- The boiler produces very hot water.Kazan çok sıcak su üretiyor.
- plug /plʌɡ/ plag isim
- elektrik fişi; prize
- I cannot find a plug for my laptop.Dizüstü bilgisayarım için uygun bir fiş bulamıyorum.
- The plug is loose and keeps falling out.Fiş gevşek ve sürekli çıkıyor.
- apologise /əˈpɑləˌdʒaɪz/ ı-PA-lı-cayz fiil
- özür dilemek
- The manager apologised for the mistake at breakfast.Müdür kahvaltıdaki hata için özür diledi.
- They apologised multiple times about the booking error.Rezervasyon hatası için birçok kez özür dilediler.
- upgrade /əpˈɡɹeɪd/ ıp-GREYD fiil
- yükseltmek (oda; sınıf)
- They upgraded us to a sea view room as compensation.Telafi olarak bizi deniz manzaralı bir odaya geçirdiler.
- I managed to upgrade to first class for the flight.Uçuşta birinci sınıfa geçmeyi başardım.
- facilities /fəˈsɪlətiz/ fı-SI-lı-tiz isim
- olanaklar; tesisler
- The facilities include a gym, pool, and restaurant.Sunulan olanaklar arasında spor salonu, havuz ve restoran var.
- This hotel has excellent facilities for families.Bu otelin aileler için mükemmel olanakları var.
- in advance /ɪn ədˈvæns/ in ıd-VENS kalıp
- önceden; peşin
- We booked the room online three weeks in advance.Odayı üç hafta önceden internetten ayırttık.
- You must reserve your seat in advance for that flight.O uçuş için koltuğunu önceden ayırtmalısın.
- charge /tʃɑɹdʒ/ çarc fiil
- ücret almak; yansıtmak
- They charged us for the minibar without asking.Sormadan minibar ücretini bize yansıttılar.
- The hotel charged a resort fee that wasn't mentioned.Otel daha önce belirtilmeyen bir tesis kullanım ücreti aldı.
- unacceptable /ˌʌnækˈsɛptəbəl/ a-nek-SEP-tı-bıl sıfat
- kabul edilemez
- This situation is completely unacceptable for a five-star hotel.Bu durum beş yıldızlı otel için tamamen kabul edilemez.
- The noise at night was unacceptable.Geceki gürültü kabul edilemez düzeydeydi.
- fully booked /ˈfʊli bʊkt/ FU-li bukt kalıp
- tamamen dolu; boş yer yok
- I am sorry, we are fully booked for that date.Maalesef o tarih için tamamen doluyuz.
- The event is fully booked so you cannot attend.Etkinlik tamamen dolu olduğu için katılamıyorsun.
- overcharge /ˈoʊvɚˌtʃɑɹdʒ/ OU-vır-çarc fiil
- fazla ücret talep etmek
- I think they overcharged us for the minibar significantly.Minibar için bizden epey fazla ücret aldıklarını düşünüyorum.
- The restaurant definitely overcharged our group for the meal.Restoran yemek için grubumuzdan kesinlikle fazla ücret aldı.
- adjoining /əˈdʒɔɪnɪŋ/ ı-COY-ning sıfat
- bitişik; yan yana
- The two rooms are adjoining and have a connecting door.İki oda bitişik ve aralarında bir geçiş kapısı var.
- We need adjoining rooms for the children's safety.Çocukların güvenliği için bitişik odalara ihtiyacımız var.
- housekeeping /ˈhaʊsˌkipɪŋ/ HAUS-ki-ping isim
- temizlik servisi; oda bakım
- Housekeeping will clean the room every morning.Kat hizmetleri her sabah odayı temizleyecek.
- You can press the housekeeping button for assistance.Yardım için kat hizmetleri düğmesine basabilirsin.
- do not disturb /du nɑt dɪsˈtɝb/ du nat dis-TIRB kalıp
- rahatsız etmeyin (tabelası)
- I put the do not disturb sign on the door earlier.Kapıya daha önce rahatsız etmeyin tabelasını astım.
- Please put up the do not disturb sign if you need rest.Dinlenmeye ihtiyacınız varsa lütfen rahatsız etmeyin tabelasını asın.
- balcony /ˈbælkəni/ BEL-kı-ni isim
- balkon
- We enjoyed breakfast on the balcony every morning.Her sabah balkonda kahvaltı yapmaktan zevk aldık.
- The balcony offers a beautiful sunset view.Balkon güzel bir gün batımı manzarası sunuyor.
- spacious /ˈspeɪʃəs/ SPEY-şıs sıfat
- geniş; ferah; konforlu
- The new shopping mall has spacious corridors and shops.Yeni alışveriş merkezinin geniş koridorları ve mağazaları var.
- We like this hotel because the rooms are spacious and nice.Bu oteli seviyoruz çünkü odaları geniş ve güzel.
- receptionist /ɹɪˈsɛpʃənɪst/ ri-SEP-şı-nist isim
- resepsiyon görevlisi; danışman
- The receptionist answered all our questions about the hotel.Resepsiyon görevlisi otelle ilgili bütün sorularımıza cevap verdi.
- Tell the receptionist if you want help during your stay.Konaklaman sırasında yardım istersen resepsiyon görevlisine söyle.