İçeriğe geç
NevaTeach Ücretsiz başla

A1 · A2 · B1

Otel & Konaklama İngilizcesi kelimeler ve örnek cümleler

Otel & Konaklama ortamında en çok ihtiyaç duyacağın 62 kelime, seviyeye göre sıralı. Her kelimenin Türkçe anlamı, okunuşu ve gerçek bir örnek cümlesi var.

A1 · Başlangıç 15 kelime

room /ɹum/ rum isim
oda
  • Our room is on the third floor.Odamız üçüncü katta.
  • The room is very comfortable.Oda çok rahat.
key /ki/ ki isim
anahtar
  • I left my key inside the room.Anahtarımı odanın içinde bıraktım.
  • The key does not fit in the lock.Anahtar kilide uymuyor.
book /bʊk/ buk fiil
rezervasyon yapmak; ayırtmak
  • I booked the hotel online last week.Geçen hafta internetten otel rezervasyonu yaptım.
  • It is best to book in advance.Önceden rezervasyon yaptırmak en iyisidir.
night /naɪt/ nayt isim
gece
  • We are staying for three nights.Üç gece kalıyoruz.
  • Last night was very cold.Geçen gece çok soğuktu.
floor /flɔɹ/ flor isim
kat; zemin
  • The gym is on the ground floor.Spor salonu zemin katta.
  • Do not drop things on the floor.Yere bir şey düşürmeyin.
clean /klin/ klin sıfat
temiz; temizlemek
  • They clean the rooms every morning.Odaları her sabah temizliyorlar.
  • This towel is not very clean.Bu havlu çok temiz değil.
stay /steɪ/ stey fiil
kalmak
  • We stayed at this hotel last year.Geçen yıl bu otelde kaldık.
  • I stay in this apartment.Bu dairede kalıyorum.
check in /tʃɛk ɪn/ çek in kalıp
giriş yapmak
  • We checked in around midnight.Gece yarısı civarında giriş yaptık.
  • Please check in at the desk.Lütfen giriş işleminizi bankoda yapın.
check out /tʃɛk aʊt/ çek aut kalıp
çıkış yapmak
  • Checkout is at eleven o'clock.Çıkış saati on bir.
  • We checked out of the hotel this morning.Bu sabah otelden çıkış yaptık.
extra /ˈɛkstɹə/ EKS-trı sıfat
ekstra; fazladan
  • We paid extra for late checkout.Geç çıkış için fazladan ücret ödedik.
  • The extra pillows arrived quickly.Ekstra yastıklar çabuk geldi.
air conditioning /ɛɹ kənˈdɪʃənɪŋ/ er kın-DI-şı-ning kalıp
klima
  • The air conditioning is not working properly.Klima düzgün çalışmıyor.
  • I turned off the air conditioning because it was too cold.Çok soğuk olduğundan klimayı kapattım.
floor plan /flɔɹ plæn/ flor plen kalıp
kat planı
  • The floor plan is behind the door.Kat planı kapının arkasında.
  • I studied the floor plan to find the gym.Spor salonunu bulmak için kat planını inceledim.
wake-up call /weɪk ʌp kɔl/ weyk ap kol kalıp
uyandırma servisi
  • I asked for a wake-up call but nobody rang.Uyandırma servisi istedim ama kimse aramadı.
  • The wake-up call came on time.Uyandırma için tam zamanında aradılar.
late checkout /leɪt ˈtʃɛˌkaʊt/ leyt ÇE-kaut kalıp
geç çıkış
  • We requested late checkout for eleven o'clock.On bir için geç çıkış talep ettik.
  • Late checkout costs extra but it's worth it.Geç çıkış ekstra ücretli ama buna değer.
hotel /hoʊˈtel/ hou-TEL isim
otel

A2 · Temel 20 kelime

reception /ɹɪˈsɛpʃən/ ri-SEP-şın isim
resepsiyon
  • Please leave the key at reception.Lütfen anahtarı resepsiyona bırakın.
  • Reception is located in the lobby.Resepsiyon lobide bulunuyor.
towel /ˈtaʊəl/ TAU-ıl isim
havlu
  • There are no towels in the bathroom.Banyoda havlu yok.
  • I wrapped myself in a towel.Kendimi bir havluya sardım.
noisy /ˈnɔɪzi/ NOY-zi sıfat
gürültülü
  • Our room is too noisy to sleep.Odamız uyumak için çok gürültülü.
  • The neighbors are very noisy.Komşular çok gürültülü.
available /əˈveɪləbəl/ ı-VEY-lı-bıl sıfat
müsait; mevcut
  • No rooms are available this weekend.Bu hafta sonu boş oda yok.
  • The hotel has available parking.Otelde müsait otopark var.
lift /lɪft/ lift isim
asansör
  • The lift is out of order today.Asansör bugün bozuk.
  • Please wait for the lift.Lütfen asansörü bekleyin.
view /vju/ vyu isim
manzara
  • We paid extra for a better view.Daha iyi manzara için fazladan ödedik.
  • The view from the balcony is breathtaking.Balkondan görünen manzara nefes kesici.
complain /kəmˈpleɪn/ kım-PLEYN fiil
şikayet etmek
  • I complained about the dirty room.Kirli oda hakkında şikayette bulundum.
  • We want to complain about the noise at night.Gece gürültüsü hakkında şikayet etmek istiyoruz.
safe /seɪf/ seyf isim
kasa
  • I keep my passport in the safe.Pasaportumu kasada tutuyorum.
  • The safe was too small for my jewelry.Kasa takılarım için çok küçüktü.
included /ˌɪnˈkludəd/ in-KLU-dıd sıfat
dahil
  • Taxes are not included in this rate.Vergiler bu fiyata dahil değil.
  • Everything is included in the package.Pakete her şey dahil.
ground floor /ɡɹaʊnd flɔɹ/ graund flor kalıp
zemin kat
  • Our room is on the ground floor.Odamız zemin katta.
  • The ground floor can get noisy at night.Zemin kat gece gürültülü olabilir.
stay in touch /steɪ ɪn tʌtʃ/ stey in taç kalıp
iletişimde kalmak
  • We stayed in touch for years.Yıllarca iletişimde kaldık.
  • I want to stay in touch with the hotel staff.Otel personeli ile iletişimde kalmak istiyorum.
guest /ɡɛst/ gest isim
misafir
  • Guests can use the pool until ten.Misafirler havuzu ona kadar kullanabilir.
  • We are guests at the Hilton.Hilton'da misafiriz.
twin room /twɪn ɹum/ twin rum kalıp
iki ayrı yataklı oda
  • We requested a twin room but got a double.İki ayrı yataklı oda istedik ama çift kişilik tek yataklı oda verdiler.
  • The twin room was smaller than expected.İki ayrı yataklı oda beklediğimden daha küçüktü.
double room /ˈdʌbəl ɹum/ DA-bıl rum kalıp
çift kişilik oda
  • The double room costs more per night.Çift kişilik odanın gecelik ücreti daha yüksek.
  • We booked a double room for our honeymoon.Balayımız için çift kişilik oda ayırdık.
sea view /si vju/ si vyu kalıp
deniz manzarası
  • We paid extra for a sea view.Deniz manzarası için fazladan ödedik.
  • The sea view from our room was beautiful.Odamızdan görünen deniz manzarası güzeldi.
power cut /ˈpaʊɚ kʌt/ PAU-ır kat kalıp
elektrik kesintisi
  • We had a power cut this morning.Bu sabah elektrik kesintisi yaşadık.
  • The power cut lasted for three hours.Elektrik kesintisi üç saat sürdü.
room service /ɹum ˈsɝvəs/ rum SIR-vıs kalıp
oda servisi
  • I ordered breakfast through room service.Kahvaltıyı oda servisiyle sipariş ettim.
  • Room service delivered my order in thirty minutes.Oda servisi siparişimi otuz dakikada teslim etti.
repair /ɹɪˈpɛɹ/ ri-PER fiil
tamir etmek; onarım
  • We asked the staff to repair the broken TV.Kırık televizyonu tamir etmelerini istedik.
  • They repaired the leaky tap immediately.Akan musluğu hemen tamir ettiler.
refuse /ɹəˈfjuz/ rı-FYUZ fiil
reddetmek
  • They refused to give us a refund for the room.Odanın parasını bize iade etmeyi reddettiler.
  • The manager refused to help us yesterday.Müdür dün bize yardımcı olmayı reddetti.
sort out /sɔɹt aʊt/ sort aut kalıp
halletmek; çözmek
  • We sorted out the problem in ten minutes with reception.Sorunu resepsiyon ile on dakikada hallettik.
  • The staff helped us sort out the room booking issue.Personel oda rezervasyonu sorununu çözmemize yardımcı oldu.

B1 · Orta 27 kelime

luggage /ˈlʌɡədʒ/ LA-gıc isim
bagaj; valiz
  • My luggage is still in the car.Bagajım hâlâ arabada.
  • I lost my luggage at the airport.Havaalanında bagajımı kaybettim.
wifi /ˈwaɪˌfaɪ/ WAY-fay isim
kablosuz internet
  • The wifi does not work in my room.Odamda wifi çalışmıyor.
  • The wifi is very slow today.Bugün wifi çok yavaş.
blanket /ˈblæŋkət/ BLENG-kıt isim
battaniye
  • The blanket is too thin for winter.Battaniye kış için çok ince.
  • I wrapped myself in the blanket.Kendimi battaniyeye sardım.
pillow /ˈpɪloʊ/ PI-lou isim
yastık
  • My pillow is very uncomfortable.Yastığım hiç rahat değil.
  • She rested her head on the pillow.Başını yastığa yasladı.
reservation /ˌɹɛzɚˈveɪʃən/ re-zır-VEY-şın isim
rezervasyon
  • My reservation is under the name Deniz.Rezervasyonum Deniz adına.
  • I made a reservation for two rooms.İki oda için rezervasyon yaptım.
deposit /dəˈpɑzɪt/ dı-PA-zit isim
depozito; kapora
  • They returned my deposit at checkout.Çıkışta depozitomu iade ettiler.
  • The deposit is fifty euros.Depozito elli euro.
heating /ˈhitɪŋ/ HI-ting isim
ısıtma; kalorifer
  • There was no heating in the room.Odada ısıtma yoktu.
  • I turned on the heating because it was cold.Soğuk olduğundan ısıtmayı açtım.
laundry /ˈlɔndɹi/ LON-dri isim
çamaşır yıkama; çamaşırhane
  • I need to send some clothes to the laundry.Bazı kıyafetleri çamaşırhaneye göndermem gerekiyor.
  • The hotel's laundry service is expensive.Otelin çamaşır servisi pahalı.
iron /ˈaɪɚn/ AY-ırn fiil
ümek; ütü yapmak
  • I need my clothes ironed for the meeting.Toplantı için kıyafetlerim ütülenmiş olmalı.
  • I ironed my dress for the evening.Akşam için elbisemi ütüledim.
hairdryer /ˈhɛɹˌdɹaɪɚ/ HER-dray-ır isim
saç kurutma makinesi
  • The hairdryer is broken.Saç kurutma makinesi bozuk.
  • I used the hairdryer before going out.Çıkmadan önce saç kurutma makinesini kullandım.
adapter /əˈdæptɚ/ ı-DEP-tır isim
adaptör; dönüştürücü
  • I need an adapter for my phone charger.Telefon şarj cihazı için adaptör gerekiyor.
  • The adapter worked perfectly with my device.Adaptör cihazımla mükemmel çalıştı.
boiler /ˈbɔɪlɚ/ BOY-lır isim
kazan; sıcak su sistemi
  • The boiler broke down yesterday.Kazan dün arızalandı.
  • The boiler produces very hot water.Kazan çok sıcak su üretiyor.
plug /plʌɡ/ plag isim
elektrik fişi; prize
  • I cannot find a plug for my laptop.Dizüstü bilgisayarım için uygun bir fiş bulamıyorum.
  • The plug is loose and keeps falling out.Fiş gevşek ve sürekli çıkıyor.
apologise /əˈpɑləˌdʒaɪz/ ı-PA-lı-cayz fiil
özür dilemek
  • The manager apologised for the mistake at breakfast.Müdür kahvaltıdaki hata için özür diledi.
  • They apologised multiple times about the booking error.Rezervasyon hatası için birçok kez özür dilediler.
upgrade /əpˈɡɹeɪd/ ıp-GREYD fiil
yükseltmek (oda; sınıf)
  • They upgraded us to a sea view room as compensation.Telafi olarak bizi deniz manzaralı bir odaya geçirdiler.
  • I managed to upgrade to first class for the flight.Uçuşta birinci sınıfa geçmeyi başardım.
facilities /fəˈsɪlətiz/ fı-SI-lı-tiz isim
olanaklar; tesisler
  • The facilities include a gym, pool, and restaurant.Sunulan olanaklar arasında spor salonu, havuz ve restoran var.
  • This hotel has excellent facilities for families.Bu otelin aileler için mükemmel olanakları var.
in advance /ɪn ədˈvæns/ in ıd-VENS kalıp
önceden; peşin
  • We booked the room online three weeks in advance.Odayı üç hafta önceden internetten ayırttık.
  • You must reserve your seat in advance for that flight.O uçuş için koltuğunu önceden ayırtmalısın.
charge /tʃɑɹdʒ/ çarc fiil
ücret almak; yansıtmak
  • They charged us for the minibar without asking.Sormadan minibar ücretini bize yansıttılar.
  • The hotel charged a resort fee that wasn't mentioned.Otel daha önce belirtilmeyen bir tesis kullanım ücreti aldı.
unacceptable /ˌʌnækˈsɛptəbəl/ a-nek-SEP-tı-bıl sıfat
kabul edilemez
  • This situation is completely unacceptable for a five-star hotel.Bu durum beş yıldızlı otel için tamamen kabul edilemez.
  • The noise at night was unacceptable.Geceki gürültü kabul edilemez düzeydeydi.
fully booked /ˈfʊli bʊkt/ FU-li bukt kalıp
tamamen dolu; boş yer yok
  • I am sorry, we are fully booked for that date.Maalesef o tarih için tamamen doluyuz.
  • The event is fully booked so you cannot attend.Etkinlik tamamen dolu olduğu için katılamıyorsun.
overcharge /ˈoʊvɚˌtʃɑɹdʒ/ OU-vır-çarc fiil
fazla ücret talep etmek
  • I think they overcharged us for the minibar significantly.Minibar için bizden epey fazla ücret aldıklarını düşünüyorum.
  • The restaurant definitely overcharged our group for the meal.Restoran yemek için grubumuzdan kesinlikle fazla ücret aldı.
adjoining /əˈdʒɔɪnɪŋ/ ı-COY-ning sıfat
bitişik; yan yana
  • The two rooms are adjoining and have a connecting door.İki oda bitişik ve aralarında bir geçiş kapısı var.
  • We need adjoining rooms for the children's safety.Çocukların güvenliği için bitişik odalara ihtiyacımız var.
housekeeping /ˈhaʊsˌkipɪŋ/ HAUS-ki-ping isim
temizlik servisi; oda bakım
  • Housekeeping will clean the room every morning.Kat hizmetleri her sabah odayı temizleyecek.
  • You can press the housekeeping button for assistance.Yardım için kat hizmetleri düğmesine basabilirsin.
do not disturb /du nɑt dɪsˈtɝb/ du nat dis-TIRB kalıp
rahatsız etmeyin (tabelası)
  • I put the do not disturb sign on the door earlier.Kapıya daha önce rahatsız etmeyin tabelasını astım.
  • Please put up the do not disturb sign if you need rest.Dinlenmeye ihtiyacınız varsa lütfen rahatsız etmeyin tabelasını asın.
balcony /ˈbælkəni/ BEL-kı-ni isim
balkon
  • We enjoyed breakfast on the balcony every morning.Her sabah balkonda kahvaltı yapmaktan zevk aldık.
  • The balcony offers a beautiful sunset view.Balkon güzel bir gün batımı manzarası sunuyor.
spacious /ˈspeɪʃəs/ SPEY-şıs sıfat
geniş; ferah; konforlu
  • The new shopping mall has spacious corridors and shops.Yeni alışveriş merkezinin geniş koridorları ve mağazaları var.
  • We like this hotel because the rooms are spacious and nice.Bu oteli seviyoruz çünkü odaları geniş ve güzel.
receptionist /ɹɪˈsɛpʃənɪst/ ri-SEP-şı-nist isim
resepsiyon görevlisi; danışman
  • The receptionist answered all our questions about the hotel.Resepsiyon görevlisi otelle ilgili bütün sorularımıza cevap verdi.
  • Tell the receptionist if you want help during your stay.Konaklaman sırasında yardım istersen resepsiyon görevlisine söyle.