İçeriğe geç
NevaTeach Ücretsiz başla

A1 · A2 · B1

Banka & Para İngilizcesi kelimeler ve örnek cümleler

Banka & Para ortamında en çok ihtiyaç duyacağın 46 kelime, seviyeye göre sıralı. Her kelimenin Türkçe anlamı, okunuşu ve gerçek bir örnek cümlesi var.

A1 · Başlangıç 9 kelime

spend /spɛnd/ spend fiil spent / spent
harcamak
  • I spend too much money on coffee.Kahveye çok fazla para harcıyorum.
  • They spent a fortune on their wedding.Düğünlerine çok para harcadılar.
note /noʊt/ nout isim
kağıt para; banknot
  • I only have fifty euro notes.Sadece elli euroluk banknotlarım var.
  • This note is damaged and the machine refused it.Bu banknot hasarlı, makine kabul etmedi.
interest /ˈɪntɹəst/ IN-trıst isim
faiz
  • The interest is lower this month.Bu ay faiz daha düşük.
  • High interest rates affect borrowing costs.Yüksek faiz oranları borçlanma maliyetini etkiler.
statement /ˈsteɪtmənt/ STEYT-mınt isim
hesap özeti
  • I checked my statement online.Hesap özetimi çevrimiçi kontrol ettim.
  • My statement shows three transactions this month.Hesap özetim bu ay üç işlem gösteriyor.
card machine /kɑɹd məˈʃin/ kard mı-ŞIN kalıp
kart okuyucu; terminal
  • The card machine rejected my card.Kart okuyucu kartımı reddetti.
  • Insert your card in the card machine.Kartınızı kart okuyucuya takın.
debit card /ˈdɛbɪt kɑɹd/ DE-bit kard kalıp
banka kartı
  • I lost my debit card yesterday.Dün banka kartımı kaybettim.
  • The debit card does not work here.Banka kartı burada çalışmıyor.
online banking /ˈɔnˌlaɪn ˈbæŋkɪŋ/ ON-layn BENG-king kalıp
internet bankacılığı
  • I do everything with online banking.Her şeyi internet bankacılığıyla yapıyorum.
  • Online banking is available twenty-four hours a day.İnternet bankacılığı yirmi dört saat kullanılabilir.
small change /smɔl tʃeɪndʒ/ smol çeync kalıp
bozuk para
  • I have no small change with me.Yanımda bozuk param yok.
  • You need small change for the parking machine.Park makinesi için bozuk para lazım.
bank /bæŋk/ BANK isim
banka; kıyı

A2 · Temel 5 kelime

borrow /ˈbɑˌɹoʊ/ BA-rou fiil
ödünç almak
  • I borrowed a charger from the reception.Resepsiyondan şarj aleti ödünç aldım.
  • He borrowed fifty euros from his friend.Arkadaşından elli euro ödünç aldı.
lend /lɛnd/ lend fiil lent / lent
ödünç vermek
  • I lent him my umbrella yesterday.Dün ona şemsiyemi ödünç verdim.
  • The bank lends money to businesses.Banka işletmelere para ödünç verir.
save /seɪv/ seyv fiil
biriktirmek; tasarruf etmek
  • We are saving for a holiday.Tatil için para biriktiriyoruz.
  • If you save now, you'll have money later.Şimdi biriktirirsen daha sonra paran olur.
direct debit /dɚˈɛkt ˈdɛbɪt/ dır-EKT DE-bit kalıp
otomatik ödeme
  • I set up a direct debit for my bills.Faturalarım için otomatik ödeme talimatı verdim.
  • Direct debit is convenient for regular payments.Otomatik ödeme düzenli ödemeler için kullanışlıdır.
credit card /ˈkɹɛdət kɑɹd/ KRE-dıt kard kalıp
kredi kartı
  • I prefer to pay by credit card whenever possible.Mümkün olduğunda kredi kartı ile ödemeyi tercih ederim.
  • My credit card got declined at the register.Kredi kartım kasada reddedildi.

B1 · Orta 32 kelime

account /əˈkaʊnt/ ı-KAUNT isim
hesap
  • I transferred the money to your account.Parayı hesabına gönderdim.
  • My account is with the Bank of Istanbul.Hesabım İstanbul Bankası'nda.
withdraw /wɪðˈdɹɔ/ with-DRO fiil
para çekmek
  • I withdrew two hundred euros yesterday.Dün iki yüz euro çektim.
  • He withdrew all the money from his account.Hesabındaki tüm parayı çekti.
exchange rate /ɪksˈtʃeɪndʒ ɹeɪt/ iks-ÇEYNC reyt kalıp
döviz kuru
  • The exchange rate is better at the bank.Kur bankada daha iyi.
  • I checked the exchange rate this morning.Bu sabah döviz kurunu kontrol ettim.
fee /fi/ fi isim
ücret; komisyon
  • The bank charged me a small fee.Banka benden küçük bir ücret aldı.
  • ATM fees are expensive in this country.Bu ülkede bankamatik ücretleri pahalı.
coin /kɔɪn/ koyn isim
madeni para
  • I keep coins for the bus in my pocket.Otobüs için cebimde bozuk para tutarım.
  • These old coins are worth a lot.Bu eski bozuk paralar çok değerli.
currency /ˈkɝənsi/ KIR-ın-si isim
para birimi
  • You can pay in local currency.Yerel para birimiyle ödeyebilirsiniz.
  • I need to exchange my currency.Dövizimi bozdurmam gerekiyor.
owe /oʊ/ ou fiil
borçlu olmak
  • I still owe him fifty euros.Ona hâlâ elli euro borcum var.
  • We owe a lot of money to the bank.Bankaya çok para borcumuz var.
PIN /pɪn/ pin isim
kişisel şifre
  • I forgot my PIN.PIN'imi unuttum.
  • Keep your PIN secret from everyone.PIN'ini kimseyle paylaşma.
loan /loʊn/ loun isim
kredi; ödünç
  • The bank approved my loan.Banka kredimi onayladı.
  • I took out a personal loan for home improvements.Evi yenilemek için ihtiyaç kredisi çektim.
block /blɑk/ blak fiil
engellemek (kart)
  • They blocked my account temporarily.Hesabımı geçici olarak bloke ettiler.
  • I had to block my card after losing it.Kartımı kaybettikten sonra bloke ettirmek zorunda kaldım.
contactless /ˈkɑntæktˌlɛs/ KAN-tekt-les sıfat
temassız ödeme
  • I use contactless payment most of the time.Çoğu zaman temassız ödeme yapıyorum.
  • Contactless payment is faster than inserting a card.Temassız ödeme, kartı takmaktan daha hızlı.
overdraft /ˈoʊvɚˌdɹæft/ OU-vır-dreft isim
hesap açığı
  • I used my overdraft this month.Bu ay ek hesabımı kullandım.
  • The overdraft charges are quite expensive.Ek hesap ücretleri oldukça yüksek.
investment /ˌɪnˈvɛstmənt/ in-VEST-mınt isim
yatırım
  • I am interested in long-term investments.Uzun vadeli yatırımlarla ilgileniyorum.
  • My investment portfolio is diversified.Yatırım portföyüm çeşitlendirilmiş.
debit /ˈdɛbɪt/ DE-bit isim
banka kartı; hesaptan çıkış
  • The debit has not appeared yet.Hesaptan çekilen tutar henüz görünmedi.
  • I notice a monthly debit from my account.Hesabımdan her ay para çekildiğini görüyorum.
balance /ˈbæləns/ BE-lıns isim
bakiye; denge
  • My balance is very low.Bakiyem çok düşük.
  • I checked my balance at the ATM.ATM'de bakiyemi kontrol ettim.
account number /əˈkaʊnt ˈnʌmbɚ/ ı-KAUNT NAM-bır kalıp
hesap numarası
  • My account number is on the card.Hesap numaram kartın üstünde.
  • Please write your account number here.Lütfen hesap numaranızı buraya yazın.
branch /bɹæntʃ/ brenç isim
şube
  • The branch closes at five.Şube beşte kapanıyor.
  • There is a branch near the station.İstasyonun yakınında bir şube var.
identity card /aɪˈdɛntɪˌti kɑɹd/ ay-DEN-ti-ti kard kalıp
kimlik kartı
  • Please show me your identity card.Lütfen kimlik kartınızı gösterin.
  • My identity card is in my wallet.Kimlik kartım cüzdanımda.
banknote /ˈbæŋkˌnoʊt/ BENGK-nout isim
kağıt para
  • I only have large banknotes.Yanımda yalnızca büyük tutarlı banknotlar var.
  • The machine does not take old banknotes.Makine eski kağıt paraları almıyor.
commission /kəˈmɪʃən/ kı-MI-şın isim
komisyon
  • They take a small commission.Küçük bir komisyon alıyorlar.
  • The commission was five euros.Komisyon beş euroydu.
money transfer /ˈmʌni tɹænsˈfɝ/ MA-ni trens-FIR kalıp
para transferi
  • The money transfer takes two days.Para transferi iki gün sürüyor.
  • I made a money transfer this morning.Bu sabah para transferi yaptım.
pin code /pɪn koʊd/ pin koud kalıp
şifre (kart)
  • Please enter your pin code.Lütfen şifrenizi girin.
  • I forgot my pin code at the machine.Makinede şifremi unuttum.
mortgage /ˈmɔɹɡədʒ/ MOR-gıc isim
ipotek; ipotekli kredi
  • The mortgage payments are quite high monthly.Aylık konut kredisi taksitleri oldukça yüksek.
  • We finally paid off our mortgage after thirty years.Otuz yıl sonra sonunda konut kredimizi tamamen ödedik.
savings /ˈseɪvɪŋz/ SEY-vingz isim
tasarruf; biriktirme
  • I am trying to increase my savings each month.Her ay birikimlerimi artırmaya çalışıyorum.
  • Good savings habits start from childhood.İyi tasarruf alışkanlıkları çocuklukta başlar.
ATM /ˌeɪˌtiˈɛm/ ey-ti-EM isim
ATM; para çekme makinesi
  • I need to find an ATM to withdraw cash quickly.Hızlıca nakit çekmek için ATM bulmalıyım.
  • There is an ATM at the corner of the street.Sokak köşesinde bir ATM var.
penalty /ˈpɛnəlti/ PE-nıl-ti isim
ceza; para cezası
  • There is no penalty if you pay on time.Zamanında öderseniz ceza yoktur.
  • The bank charged a penalty for overdraft.Banka hesabın eksiye düşmesi nedeniyle ceza kesti.
transaction /tɹænˈzækʃən/ tren-ZEK-şın isim
işlem; alışveriş
  • The transaction was completed successfully yesterday.Dün işlem başarıyla tamamlandı.
  • We confirmed the transaction with our bank.Bankamızla işlemi onayladık.
invoice /ˈɪnvɔɪs/ IN-voys isim
fatura
  • I need the invoice for my tax records.Vergi kayıtlarım için faturaya ihtiyacım var.
  • The invoice lists all the items purchased.Fatura satın alınan tüm öğeleri listeler.
advance /ədˈvæns/ ıd-VENS isim
ilerleme; avans
  • I usually book restaurant tables two weeks in advance.Restoranda genellikle iki hafta önceden masa ayırtırım.
  • You must pay the money in advance.Parayı önceden ödemen gerekiyor.
compensate /ˈkɑmpənˌseɪtəd/ KAM-pın-sey-tıd fiil compensated / compensated
tazmin etmek; telafi etmek
  • The restaurant compensated us with free dessert for the wait.Restoran bizi beklettiği için ücretsiz tatlı ikram etti.
  • She worked extra hours and was compensated well.Fazla mesai yaptı ve iyi bir ödeme aldı.
entitled /ɛnˈtaɪtəld/ en-TAY-tıld sıfat
hakkı olan; yetkili
  • You're not entitled to special treatment just because you're the boss's friend.Sırf patronun arkadaşı olduğun için özel muamele görmeye hakkın yok.
  • The book is entitled 'The Mystery of the Lost City' and it's really interesting.Kitabın başlığı 'Kayıp Şehrin Sırrı' ve gerçekten çok ilginç.
monetary /ˈmɑnəˌtɛɹi/ MA-nı-te-ri sıfat
parasal; mali; para ile ilgili
  • The company has monetary problems this year.Bu yıl şirketin finansal sorunları var.
  • My monetary goal is to save more money.Maddi hedefim daha fazla para biriktirmek.