A1 · Başlangıç 9 kelime
- spend /spɛnd/ spend fiil spent / spent
- harcamak
- I spend too much money on coffee.Kahveye çok fazla para harcıyorum.
- They spent a fortune on their wedding.Düğünlerine çok para harcadılar.
- note /noʊt/ nout isim
- kağıt para; banknot
- I only have fifty euro notes.Sadece elli euroluk banknotlarım var.
- This note is damaged and the machine refused it.Bu banknot hasarlı, makine kabul etmedi.
- interest /ˈɪntɹəst/ IN-trıst isim
- faiz
- The interest is lower this month.Bu ay faiz daha düşük.
- High interest rates affect borrowing costs.Yüksek faiz oranları borçlanma maliyetini etkiler.
- statement /ˈsteɪtmənt/ STEYT-mınt isim
- hesap özeti
- I checked my statement online.Hesap özetimi çevrimiçi kontrol ettim.
- My statement shows three transactions this month.Hesap özetim bu ay üç işlem gösteriyor.
- card machine /kɑɹd məˈʃin/ kard mı-ŞIN kalıp
- kart okuyucu; terminal
- The card machine rejected my card.Kart okuyucu kartımı reddetti.
- Insert your card in the card machine.Kartınızı kart okuyucuya takın.
- debit card /ˈdɛbɪt kɑɹd/ DE-bit kard kalıp
- banka kartı
- I lost my debit card yesterday.Dün banka kartımı kaybettim.
- The debit card does not work here.Banka kartı burada çalışmıyor.
- online banking /ˈɔnˌlaɪn ˈbæŋkɪŋ/ ON-layn BENG-king kalıp
- internet bankacılığı
- I do everything with online banking.Her şeyi internet bankacılığıyla yapıyorum.
- Online banking is available twenty-four hours a day.İnternet bankacılığı yirmi dört saat kullanılabilir.
- small change /smɔl tʃeɪndʒ/ smol çeync kalıp
- bozuk para
- I have no small change with me.Yanımda bozuk param yok.
- You need small change for the parking machine.Park makinesi için bozuk para lazım.
- bank /bæŋk/ BANK isim
- banka; kıyı
A2 · Temel 5 kelime
- borrow /ˈbɑˌɹoʊ/ BA-rou fiil
- ödünç almak
- I borrowed a charger from the reception.Resepsiyondan şarj aleti ödünç aldım.
- He borrowed fifty euros from his friend.Arkadaşından elli euro ödünç aldı.
- lend /lɛnd/ lend fiil lent / lent
- ödünç vermek
- I lent him my umbrella yesterday.Dün ona şemsiyemi ödünç verdim.
- The bank lends money to businesses.Banka işletmelere para ödünç verir.
- save /seɪv/ seyv fiil
- biriktirmek; tasarruf etmek
- We are saving for a holiday.Tatil için para biriktiriyoruz.
- If you save now, you'll have money later.Şimdi biriktirirsen daha sonra paran olur.
- direct debit /dɚˈɛkt ˈdɛbɪt/ dır-EKT DE-bit kalıp
- otomatik ödeme
- I set up a direct debit for my bills.Faturalarım için otomatik ödeme talimatı verdim.
- Direct debit is convenient for regular payments.Otomatik ödeme düzenli ödemeler için kullanışlıdır.
- credit card /ˈkɹɛdət kɑɹd/ KRE-dıt kard kalıp
- kredi kartı
- I prefer to pay by credit card whenever possible.Mümkün olduğunda kredi kartı ile ödemeyi tercih ederim.
- My credit card got declined at the register.Kredi kartım kasada reddedildi.
B1 · Orta 32 kelime
- account /əˈkaʊnt/ ı-KAUNT isim
- hesap
- I transferred the money to your account.Parayı hesabına gönderdim.
- My account is with the Bank of Istanbul.Hesabım İstanbul Bankası'nda.
- withdraw /wɪðˈdɹɔ/ with-DRO fiil
- para çekmek
- I withdrew two hundred euros yesterday.Dün iki yüz euro çektim.
- He withdrew all the money from his account.Hesabındaki tüm parayı çekti.
- exchange rate /ɪksˈtʃeɪndʒ ɹeɪt/ iks-ÇEYNC reyt kalıp
- döviz kuru
- The exchange rate is better at the bank.Kur bankada daha iyi.
- I checked the exchange rate this morning.Bu sabah döviz kurunu kontrol ettim.
- fee /fi/ fi isim
- ücret; komisyon
- The bank charged me a small fee.Banka benden küçük bir ücret aldı.
- ATM fees are expensive in this country.Bu ülkede bankamatik ücretleri pahalı.
- coin /kɔɪn/ koyn isim
- madeni para
- I keep coins for the bus in my pocket.Otobüs için cebimde bozuk para tutarım.
- These old coins are worth a lot.Bu eski bozuk paralar çok değerli.
- currency /ˈkɝənsi/ KIR-ın-si isim
- para birimi
- You can pay in local currency.Yerel para birimiyle ödeyebilirsiniz.
- I need to exchange my currency.Dövizimi bozdurmam gerekiyor.
- owe /oʊ/ ou fiil
- borçlu olmak
- I still owe him fifty euros.Ona hâlâ elli euro borcum var.
- We owe a lot of money to the bank.Bankaya çok para borcumuz var.
- PIN /pɪn/ pin isim
- kişisel şifre
- I forgot my PIN.PIN'imi unuttum.
- Keep your PIN secret from everyone.PIN'ini kimseyle paylaşma.
- loan /loʊn/ loun isim
- kredi; ödünç
- The bank approved my loan.Banka kredimi onayladı.
- I took out a personal loan for home improvements.Evi yenilemek için ihtiyaç kredisi çektim.
- block /blɑk/ blak fiil
- engellemek (kart)
- They blocked my account temporarily.Hesabımı geçici olarak bloke ettiler.
- I had to block my card after losing it.Kartımı kaybettikten sonra bloke ettirmek zorunda kaldım.
- contactless /ˈkɑntæktˌlɛs/ KAN-tekt-les sıfat
- temassız ödeme
- I use contactless payment most of the time.Çoğu zaman temassız ödeme yapıyorum.
- Contactless payment is faster than inserting a card.Temassız ödeme, kartı takmaktan daha hızlı.
- overdraft /ˈoʊvɚˌdɹæft/ OU-vır-dreft isim
- hesap açığı
- I used my overdraft this month.Bu ay ek hesabımı kullandım.
- The overdraft charges are quite expensive.Ek hesap ücretleri oldukça yüksek.
- investment /ˌɪnˈvɛstmənt/ in-VEST-mınt isim
- yatırım
- I am interested in long-term investments.Uzun vadeli yatırımlarla ilgileniyorum.
- My investment portfolio is diversified.Yatırım portföyüm çeşitlendirilmiş.
- debit /ˈdɛbɪt/ DE-bit isim
- banka kartı; hesaptan çıkış
- The debit has not appeared yet.Hesaptan çekilen tutar henüz görünmedi.
- I notice a monthly debit from my account.Hesabımdan her ay para çekildiğini görüyorum.
- balance /ˈbæləns/ BE-lıns isim
- bakiye; denge
- My balance is very low.Bakiyem çok düşük.
- I checked my balance at the ATM.ATM'de bakiyemi kontrol ettim.
- account number /əˈkaʊnt ˈnʌmbɚ/ ı-KAUNT NAM-bır kalıp
- hesap numarası
- My account number is on the card.Hesap numaram kartın üstünde.
- Please write your account number here.Lütfen hesap numaranızı buraya yazın.
- branch /bɹæntʃ/ brenç isim
- şube
- The branch closes at five.Şube beşte kapanıyor.
- There is a branch near the station.İstasyonun yakınında bir şube var.
- identity card /aɪˈdɛntɪˌti kɑɹd/ ay-DEN-ti-ti kard kalıp
- kimlik kartı
- Please show me your identity card.Lütfen kimlik kartınızı gösterin.
- My identity card is in my wallet.Kimlik kartım cüzdanımda.
- banknote /ˈbæŋkˌnoʊt/ BENGK-nout isim
- kağıt para
- I only have large banknotes.Yanımda yalnızca büyük tutarlı banknotlar var.
- The machine does not take old banknotes.Makine eski kağıt paraları almıyor.
- commission /kəˈmɪʃən/ kı-MI-şın isim
- komisyon
- They take a small commission.Küçük bir komisyon alıyorlar.
- The commission was five euros.Komisyon beş euroydu.
- money transfer /ˈmʌni tɹænsˈfɝ/ MA-ni trens-FIR kalıp
- para transferi
- The money transfer takes two days.Para transferi iki gün sürüyor.
- I made a money transfer this morning.Bu sabah para transferi yaptım.
- pin code /pɪn koʊd/ pin koud kalıp
- şifre (kart)
- Please enter your pin code.Lütfen şifrenizi girin.
- I forgot my pin code at the machine.Makinede şifremi unuttum.
- mortgage /ˈmɔɹɡədʒ/ MOR-gıc isim
- ipotek; ipotekli kredi
- The mortgage payments are quite high monthly.Aylık konut kredisi taksitleri oldukça yüksek.
- We finally paid off our mortgage after thirty years.Otuz yıl sonra sonunda konut kredimizi tamamen ödedik.
- savings /ˈseɪvɪŋz/ SEY-vingz isim
- tasarruf; biriktirme
- I am trying to increase my savings each month.Her ay birikimlerimi artırmaya çalışıyorum.
- Good savings habits start from childhood.İyi tasarruf alışkanlıkları çocuklukta başlar.
- ATM /ˌeɪˌtiˈɛm/ ey-ti-EM isim
- ATM; para çekme makinesi
- I need to find an ATM to withdraw cash quickly.Hızlıca nakit çekmek için ATM bulmalıyım.
- There is an ATM at the corner of the street.Sokak köşesinde bir ATM var.
- penalty /ˈpɛnəlti/ PE-nıl-ti isim
- ceza; para cezası
- There is no penalty if you pay on time.Zamanında öderseniz ceza yoktur.
- The bank charged a penalty for overdraft.Banka hesabın eksiye düşmesi nedeniyle ceza kesti.
- transaction /tɹænˈzækʃən/ tren-ZEK-şın isim
- işlem; alışveriş
- The transaction was completed successfully yesterday.Dün işlem başarıyla tamamlandı.
- We confirmed the transaction with our bank.Bankamızla işlemi onayladık.
- invoice /ˈɪnvɔɪs/ IN-voys isim
- fatura
- I need the invoice for my tax records.Vergi kayıtlarım için faturaya ihtiyacım var.
- The invoice lists all the items purchased.Fatura satın alınan tüm öğeleri listeler.
- advance /ədˈvæns/ ıd-VENS isim
- ilerleme; avans
- I usually book restaurant tables two weeks in advance.Restoranda genellikle iki hafta önceden masa ayırtırım.
- You must pay the money in advance.Parayı önceden ödemen gerekiyor.
- compensate /ˈkɑmpənˌseɪtəd/ KAM-pın-sey-tıd fiil compensated / compensated
- tazmin etmek; telafi etmek
- The restaurant compensated us with free dessert for the wait.Restoran bizi beklettiği için ücretsiz tatlı ikram etti.
- She worked extra hours and was compensated well.Fazla mesai yaptı ve iyi bir ödeme aldı.
- entitled /ɛnˈtaɪtəld/ en-TAY-tıld sıfat
- hakkı olan; yetkili
- You're not entitled to special treatment just because you're the boss's friend.Sırf patronun arkadaşı olduğun için özel muamele görmeye hakkın yok.
- The book is entitled 'The Mystery of the Lost City' and it's really interesting.Kitabın başlığı 'Kayıp Şehrin Sırrı' ve gerçekten çok ilginç.
- monetary /ˈmɑnəˌtɛɹi/ MA-nı-te-ri sıfat
- parasal; mali; para ile ilgili
- The company has monetary problems this year.Bu yıl şirketin finansal sorunları var.
- My monetary goal is to save more money.Maddi hedefim daha fazla para biriktirmek.